Bridging React with Python

React is a view library written in JavaScript, and so it is agnostic of any stack configuration and can make an appearance in practically any web application that is using HTML and JavaScript for its presentation layer.If you want to take advantage of React’s excellent component-based JSX system, the virtual DOM and its super-fast rendering times with your existing project, you can do so by implementing one of the many open-source solutions.

Python
To install python-react, use pip like so:
pip install react

You can now render React code with a Python app by providing the path to your .jsx components and serving the app with a render server. Usually this is a separate Node.js process.
To run a render server, follow this easy short guide.
Now you can start your server as so:
node render_server.js

Start your python application:
python app.py

And load up http://127.0.0.1:5000 in a browser to see your React code rendering.

React can be used in practically any language which utilises an HTML presentation layer. The benefits of React can be fully exploited by a plethora of potential software products.
React makes the UI View layer become component-based. Working logically with any stack means that we have a universal language for interface that designers across all facets of web development can utilise.
React unifies our projects’ interfaces, branding and general contingency across all deployments, no matter the device or platform restraints. Also in terms of freelance, client-based work or internally inside large organisations, React ensures reusable code for your projects.
You can create your own bespoke libraries of components and get working immediately inside new projects or renovate old ones, creating fully reactive isometric application interfaces quickly and easily.
React is a significant milestone in web development, and it has the potential to become an essential tool in any developer’s collection. Don’t get left behind.

Reklamlar

Sayısal Filtre ile Sensör/Veri Değerlerini Yumuşatmak

Düşünebileceğimiz her sistem için temel bileşenler sistemin girdileri ve çıktılarıdır. Sistem, belli girdiye karşılık kendi dinamiğine göre belli bir çıkış üretir. Bunu vücudumuzdan elektroniğe, doğadan yazılıma kadar herşeye genişletebiliriz. Tüm bu sistemlerde çoğunlukla çıktılara odaklanıyoruz ve çıktıları istediğimiz şekilde elde etmeye çalışıyoruz. Özellikle kendi geliştirdiğimiz sistemlerde ( elektronik, mekanik, yazılım, .. ) kontrol biraz daha bizim elimizde olduğu için istediğimiz çıktıları elde etmek için sürekli çalışıyoruz. Peki ya girdiler her zaman istediğimiz gibi mi? Her girdiyi olduğu gibi değerlendirmek zorunda mıyız? Aslında değil. Çoğu zaman istediğimiz çıktıyı elde etmek için girdiyi de sistemimize uygun hale getirmek gerekir. Örneğin, elimizdeki bir sensör ile ortamın karbonmonoksit oranını 4-20 ma akım bilgisi olarak alıyorsak, bu bilgiyi sadece 0-10 volt gerilim bilgisini anlayan elektronik sistemimizde değerlendiremeyiz. Girdilerde en çok karşılaşılan sorunlardan biri de ‘gürültü’ dediğimiz ve çeşitli sebeplerden dolayı oluşan olağan dışı , düzensiz ve diğer girdi değerleriyle uyuşmayan değerlere sahip girdilerdir. Özel olarak, bu durumu elektronik alanına indirgersek,  sensörlerden alınan girdileri örnek verebiliriz. İdeal çalışma koşullarının sağlanamadığı durumlarda , bazen aşırı artış veya azalış yapan değerler alabiliriz. Sensör , fiziksel değişkende ( sıcaklık, nem vs. ) belli bir değerin civarında sürekli değişen bir girdi de üretebilir. Bu durumda böyle bir girdiden nasıl daha normal değerler alabiliriz? Sensörü değiştirmeyeceğiz. İdeal çalışma ortamını da sağlayamıyoruz. Bu durumda çözüm; filtrelerdir. Filtrelerin temel amacı, bir girdinin istenmeyen kısmını ihmal etmek yada sadece istenen kısmın değerlendirilmesini sağlamaktır. Elektronik ve yazılımsal sistemlerde özel olarak bu işi yerine getiren filtreler, sayısal filtrelerdir. Birçok sayısal filtre türü var. En basiti, “basit yürüyen ortalamalı filtre”lerdir. Mantığı ise, girdinin son N adet değerini tutup bunların ortalamasını almak. Ve bunu her yeni gelen değerde yeniden yapmak. Bu makalenin asıl konusu olan filtreler ise “Üstsel artan ağırlıklı yürüyen ortalama” filtreleridir. Bu filtrenin avantajı, çıktıyı üretmek için sadece bir değer saklamaya ihtiyaç duyması ve filtrelemeyi bir çarpım ve bir de toplama işlemi ile gerçekleştirmesidir. Buradan anlaşılacağı üzere, bu tip filtre bellek dostu olup , kaynakları kısıtlı sistemler (mikrodenetleyiciler ..) için oldukça uygundur. Bir önceki basit yürüyen ortalamalı filtrede ise N adet değer depolanıp  N adet toplama işlemi yapılmaktadır.

Üstsel artan ağırlıklı yürüyen ortalama filtrelerinin formülü şu şekildedir :

formul1

Burada:

  •  α katsayısı, ağırlıkların azalma derecesini ifade eder ve 0 ile 1 arasında değer alır.
  • Ytt anındaki girdi değeri
  • St ise t anındaki çıktı değeridir.

α = 1/N alınarak aşağıdaki gibi modifiye edilmiş yeni yürüyen ortalama formülünü bulabiliriz:

formul2
Bu formül , herhangi bir programlama dilinde (Python, C, PLC Ladder, DDC Logic vs.) çok basitçe gerçekleştirilebilir.

Her filtrede olduğu gibi bu filtrede de gecikme olmaktadır ve filtreden çıkan değer, girdinin asıl değerinin biraz gerisinde kalır. Bu gecikmeyi istenen seviyede tutmak için farklı N değerleri ile sonuçlar izlenerek uygun N değeri bulunabilir.

Çoğu elektronik kontrol sistemi sayısal filtre seçeneğini hazır sunarak gelmektedir. Ancak bu seçeneği sunmayan sistemlerle karşılaştığımızda yada bir yazılım sistemi geliştirme aşamasında, gürültülü olan yada aşırı hızlı değişen sensör/veri değerleri için kendimiz tarafından bir sayısal filtre uygulamamız gerekebilir. Bu durumda yapılacak en basit ve iyi çözüm, üstsel artan ağırlıklı yürüyen ortalama algoritmasını kullanmaktır.

Kaynak : https://en.wikipedia.org/wiki/Moving_average#Exponential_moving_average

https://en.wikipedia.org/wiki/Moving_average#Modified_moving_average

WhatsApp’ın yerine Telegram kullanalım mı?

telegramheader

WhatsApp yerine açık kaynak kodlu, isterseniz görüşmeleri şifreleyen, kayıt tutmayan, verilerinizi satmayan, başkalarıyla paylaşmayan, belirli bir süre içinde mesajınızın kendi kendisini imha etmesini ayarlayabilme özelliği bulunan Telegram kullanalım mı? Hem de ister PC olsun ister MAC hatta LINUX olsun bilgisayardan bile yazışabiliyorsunuz. Böylece bilgisayar başında telefonla yazışmak zahmetinden kurtarmış oluyor. Şimdi AppStore veya Google Play’den yükleyin. Emoticonlar falan hep aynı.

2013 yılında Rusya doğumlu Pavel Durov tarafından geliştirilen Telegram bu özelikleri sayesinde başta İŞİD olmak üzere terör örgütleri tarafından da kullanılmıştır. Bunun üzerine geliştiricileri terör içerikli kanalları kapatmıştır. Bugün itibariyle 100 milyondan fazla kullanıcısı bulunan uygulama WhatsApp yerine daha iyi bir alternatiftir. Whatsapp gibi Amerikan menşeili uygulamaları farkında bile olmadan hayatımızın bir parçası yapıyoruz. Ve bu gibi küresel uygulamalar Amerikan devletinin en büyük istihbarat kaynaklarından biridir aslında.

Pavel Durov ve kardeşleri, Facebook’tan kısa süre sonra kurulan ve bugün Avrupa’da geliştirilen en büyük sosyal ağ olan Vkontakte’nin arkasındaki isimlerdir. Kullanıcıların bilgilerini hükümetle paylaşmayı reddettikleri için Putin hükümeti tarafından kurdukları şirket ele geçirilince Rusya’yı “bir daha dönmemek üzere”terketmişlerdir. O zamandan beri, Durov ve ekibi sürekli yer değiştirerek çalışmalarına devam etmektedir.

Linux’u Kullanalım ve Sevelim!

Hepimiz tabii ki bilgisayar kullanıyoruz az çok ve Windows denilen işletim sisteminin adını duyduk. Son yıllarda Apple firmasının yükselişiyle satın almaya başladığımız ürünlerinde MacOS ve iOS gibi benzer sistemlerden de haberimiz var. Peki malesef özellikle ileri bilgisayar kullanıcılarının kullandığı ama aslında artık ortalama kullanıcıya hitap edecek kolaylığa ulaşan tamamen ücretsiz Linuz işletim sistemleri ile ilgili ne biliyoruz?

Linux, dağıtım dediğimiz birçok versiyona sahip. Belki yüzlercesinden bahsedebiliriz. Farklı amaçlarda yerel ya da global kitlelere hitap eden bu dağıtımlardan en ünlüsü Ubuntu Linux. Genel olarak şu şekilde bir masaüstü görüntüsü var :

Ubuntu_masaüstü

Çin ‘ de satılan bilgisayarların yarısından fazlası bu işletim sistemi ile önyüklü geliyor. Avrupa’daki üniversitelerin bilgisayar laboratuarlarında Linuz dağıtımları bulunuyor. Nedeni ne olabilir? Kendimce sebepleri şu şekilde sıralayabilirim:

  • Tamamen ücretsiz ve internetten yasal olarak kendiniz de indirip bilgisayarınıza yükleyebilirsiniz. Hatta bekleyebilirseniz adresinize orijinal DVD de gönderebiliyorlar.
  • Kullanımı kolay. Artık Linux dağıtımlarının kullanım kolaylığı ile ilgili daha önceki şikayetlerden bahsetmek çok zor. Ayrıca çok estetik masaüstü ve pencere tasarımları ile karşı karşıyayız.
  • Virüslerle ilgili dertlerinizin hiç olmayacağı bir bilgisayar deneyimi yaşayabilirsiniz. Yani, antivirüs programları ve onların sebep olduğu yavaşlama, maliyet ve bildirim gibi sorunları unutabilirsiniz.
  • Tıpkı Android marketten yazılım indirir gibi Yazılım Merkezinde her amacınıza uygun uygulamalar yine ücretsiz olarak elinizin altında. Linux ile korsan yazılım haksızlığından sıyrılabiliriz. Gönül rahatlığıyla bilgisayarlarımızın tadını çıkarabiliriz.
  • Windows ortamında kullandığınız ve vazgeçemediğiniz ya da zorunlu olarak kullanmanız gereken yazılımları Wine emülatörü ile Linux ortamında çalıştırabilirsiniz.
  • Çok hızlı açılan ve kapanan bir bilgisayar fikri çok hoş. Bunu elde edebilirsiniz.
  • Windows gibi zamanla saçmalamayan sistemler.
  • Düşük özellikte bilgisayarlarda rahatlıkla çalışabilirsiniz.
  • Düzenli ve sık olarak yeni versiyonları yayınlanır ve kolaylıkla geçiş yapabilirsiniz.
  • Açık kaynaklı olduğu için ilgilenenler sistemin kodlarını da değiştirebilirler ve istedikleri gibi dağıtabilirler.
  • Windows un bilgilerimizi topladığı ve bizi takip ettiği gibi doğruluk payı olabilecek dedikodulara kulağımızı tıkayabiliriz.

Bunlar ve diğer birçok sebepten Linux işletim sistemini en azından bir deneyip şans vermeliyiz. 4 kişilik bir ailede herkesin ayrı bir bilgisayarı olduğu düşünüldüğünde Windows sistem yerine Linux’lu, özellikle de Ubuntu dağıtımlı bilgisayar kullanılması ile yaklaşık 600 dolarlık gereksiz masraftan kurtulunabilir. Orta ölçekli bir firmada bu kazanım daha da artacaktır. Linux dünyası sayesinde tanıştığım Python programlama dili ise benim meslek hayatımda çok önemli kazanımlara yol açmıştır. Ülkemizde de Pardus isimli milli işletim sistemi girişimi Linux dağıtımı olarak uzun yıllar geliştirilmiş ancak proje iptal edilmiştir. Umarım ülkemizde Linux farkındalığı artar ve daha çok kullanım alanı bulur…

Bittorrent Sync : Veri Saklama ve Dosya Paylaşımında Yeni Dönem

Verilerimizi online olarak saklamada ve dosya paylaşımında bugüne kadar kullandığımız birkaç yöntem var. Dosyanın boyutu fazla büyük değilse , bir e-postaya iliştirerek gönderebiliyoruz. Ya da son zamanlarda giderek yaygınlık kazanan Google Drive ve Dropbox benzeri bulut (cloud) hizmetlerinden faydalanıyoruz. Bazı servislere (örn. WeTransfer) ise dosyalarımızı yükleyip bize verilen linki eposta yoluyla paylaşıyoruz.

Bu yöntemlerde çok da rahat olmadığımz durumlar var aslında. Örneğin bulut servislerinde ücret ödemeden belli bir kapasiteye kadar veri saklayabiliyoruz. Daha fazlası için ücret ödememiz gerekiyor. Bu servislerdeki veri güvenliği de tartışma konusu. Verilerimizi bu servislere yüklemek için kendimiz çaba sarfediyoruz ve ayrıca veriye ulaşmak istediğimizde her seferinde servise bağlanıp veriyi download etmemiz gerekiyor.

Bittorrent ise bu durumların hepsini ortadan kaldıran ve veri saklama ile veri paylaşımını çok kolaylaştıran bir çözüm ile karşımıza çıktı : Bittorrent Sync. Şu an beta aşamasında olan versiyonu da gayet kararlı çalışıyor. Bittorent Sync programımıza gösterdiğimiz klasörlerdeki veriler, torrent çalışma mantığına benzer şekilde parçalanıp şifrelendikten sonra bittorrent ağında olan dünyanın heryerindeki bilgisayarlarda saklanıyor. Bu veri parçalarını sadece, veriyi paylaşan bilgisayarınız ya da diğer cihazınız biraraya getirebiliyor. Anlaşılacağı üzere saklanacak veride hiçbir sınır da yok. 100 gb ‘lık veri de saklanabilir, çok daha fazlası da. Programın eşitleme (sync) özelliği çok düzgün çalışıyor. PC, Mac, ıOS, Android, Linux .. ortamları için programı download edebiliyoruz. Verilerimizi istediğimiz cihazla ya da kişiyle paylaşabiliyoruz. Dosyayı upload etme ya da hizmete bağlanıp paylaşım linki gönderme yok. Paylaşım yaptığımız kişi ya da cihaz, ilgili paylaşım klasöründe olan herşeyi en güncel haliyle görüyor. Ailenizin yurtdışında iken telefonunuz ile çektiğiniz fotoğrafları çeker çekmez onların bilgisayarında görmesidir bu. Ya da uzaktaki iş arkadaşınıza paylaşmak istediğiniz dosyayı, sadece aranızdaki paylaşım klasörüne atmaktır.

Bittorrent Sync Web Sitesi:

http://www.getsync.com

Kelebek Etkisi

MIT’de meteoroloji uzmanı ve matematikçi olan Edward Lorenz, dünyanın hava durumunu belirleyen denklemleri çözme çalışması sırasında karşılaştığı kesirli sayıları yuvarlamaya yarayan bir hesap makinesi kullanmıştı. İşlemleri tamamladığında elde ettiği sonuçta sadece %0.1’lik hata olmasına rağmen çok sürpriz bir şekilde elde ettiği hava tahmini, o günün hava tahmininden tamamen farklı olmuştu. Bu fark, hava durumunun limit değerde olması ile ‘kelebeğin kanat çırpması’ sonucunda elde edilen verilerden farklı sonuçların gözlemlenmesini ifade ediyordu. Yani bu durum, düzensiz sistemlerde oluşan küçük değişimlerin büyük farklara neden olabileceğini anlamına geliyordu.

Kelebek Etkisi’ni günlük yaşama uyarladığımızda, ‘Bir insanın anlık bir davranışının tüm hayatını ve hatta tüm insanlığı etkileyebileceği’ açık bir şekilde görülmektedir. Örneğin; trafikte bir arabanın kırmızı ışığa takılmış olması belki de büyük bir kazayı engellemiştir. Belki de bu arabayı kullanan kişinin sonrasında hayata geçirdiği proje insanlığın yaşamını kolaylaştırmıştır.

Aslında insan da tıpkı bir kelebek kanadı gibidir. İnsan, kelebeğin kanat çırpmasında olduğu gibi fırtınaya neden olabilmesinin yanında bu fırtınayı durdurucu bir güce de sahiptir.
Hazır zamanımız varken öğreneceğimiz ufacık bir bilgi belki de bir konuda merakımızın ve ufkumuzun açılmasına sebep olabilecek ve bu ufacık bilgiden, büyük projeler hayata geçirilebilecektir. 

Bilgi birikimimizi arttırmayı, ağustos böceğinin kışlık besin depolamak yerine tüm yazı saz çalarak geçirmesi gibi ertelediğimizde elimizde sadece kocaman bir sıfır kalacaktır.
Kim bilir belki de boşa geçirdiğimiz bir gün, yeni bir bilgiyi almamızı engelleyip yeni denizlere yelken açmamızı engelliyordur.

Kelebek Etkisi’ndeki fırtınayı oluşturmak da durdurmak da bizim elimizde!

Kaynak:►Kim Korkar Schrödinger’in Kedisinden? Sayfa: 282-283

Hercai ile Kardelen

Çok uzun yıllar önce iki kır çiçeği birbirlerine aşık olurlar. Her bahar diğer çiçekler gibi onlar da açıp güneşe merhaba derler.
Fakat bir bahar başlangıcı bu çiçeklerden biri diğerine; “biz diğer çiçekler gibi bu bahar açmayalım, kışın ortasında herkesin soğuktan kaçtığı karlı günlerde açalım ki, bütün doğa bize ait olsun” der ve ikisi de o bahar açmamaya karar verirler.
Biri açmak için kışın gelmesini ve karın yağmasını beklerken, diğeri o yaz açar.
O gün bugündür, karda açan ve sevgilisini bekleyen çiçeğe “KARDELEN” sevgilisini yarı yolda bırakan çiçeğe de “Hercai” denir.
İşte bu yüzden hayırsız sevgiliye “Hercai” diye hitap edilir.

Hercai’nin sözlükteki anlamı nedir?
1- Hiçbir şeyde kararlı olmayan (kimse), yeltek, gelgeç.
2- Aşkta değişken, vefasız.

Kaynak : hercai.nedir.com

Steve JOBS’tan 3 Muhteşem Hikaye :

‘Neyi sevdiğinizi bulmak zorundasınız’ der Jobs.

Bu , Apple Bilgisayar ve Pixar Animasyon Stüdyoları kurucusu Steve Jobs’ın 12 Haziran 2005’te Stanford Üniversitesi Diploma Töreni’nde yaptığı konuşmanın tam metnidir. Çağımızı şekillendiren bir şirketi kuran sıradışı bu adamın anlattığı gerçek hayat hikayeleri hepimiz için ibretlerle dolu. Beni şahsen çok etkileyen bu konuşmayı Türkçeye çevirme ihtiyacı hissettim. Umarım sizin için de hayatınızda ufak da olsa birşeyleri kıpırdatacak kadar faydalı olur!

Bu konuşmanın videosunu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz :
Steve Jobs Commencement Address at Stanford University

Türkçe Metni:

Bugün dünyanın en iyi üniversitelerinden birinde diploma töreninizde sizinle olmaktan onur duyuyorum. Ben üniversiteden hiç mezun olmadım. Gerçeği söylemek gerekirse, bu şu ana kadar bir üniversite mezuniyetine en yakın olduğum an. Bugün size hayatımdan üç hikaye anlatmak istiyorum. O kadar. Fazla birşey yok. Sadece üç hikaye.

İlk hikaye ‘noktaları’ bağlamak ile alakalı.

İlk altı aydan sonra Reed College’tan ayrıldım, ama sonra gerçekten bırakmadan önce 18 ay daha ders almaya devam ettim. Peki neden okulu bıraktım?

Herşey ben doğmadan önce başladı. Biyolojik annem genç ve bekar bir üniversite öğrencisiydi ve beni evlatlık verme kararı aldı. Güçlü bir şekilde üniversite mezunları tarafından evlatlık alınmam gerektiğini hissediyordu. Böylece doğumda bir avukat ve eşi tarafından evlatlık alınacağım şekilde herşey ayarlandı. Ancak ben ortaya çıktığımda, son dakikada aslında bir kız çocuğu istediklerine karar verdiler. Böylece bekleme listesinde olan sıradaki anne-babam gecenin ortasında telefonda şöyle soran bir ses aldılar “beklenmedik bir erkek bebek var elimizde, onu ister misiniz? ” . Onlar da ” Tabii ki ” der. Daha sonra biyolojik annem, yeni annemin hiç üniversite mezunu olmadığını ve yeni babamın da hiç lise mezunu olmadığını öğrenir. Bu yüzden evlatlık verme için gereken son belgeleri imzalamayı reddeder. Birkaç ay sonra sonrasında , birgün beni üniversiteye göndermeye söz verdiklerinde ise yumuşar.

Ve 17 yıl sonra üniversiteye gittim. Ama safça nerdeyse Stanford kadar pahalı olan bir üniversite seçtim ve benim işçi sınıfı anne-babamın bütün birikimi benim okul parasına harcanıyordu. Altı ay sonra bunda bir mana göremiyordum. Hayatımda ne yapmak istediğime dair hiçbir fikrim yoktu ve üniversitenin bunda nasıl bir katkısı olacağını da çözemiyordum. Burada anne babamın hayatı boyunca biriktirdiği bütün parayı harcıyordum. Bu yüzden okulu bırakmaya karar verdim ve benim için herşeyin iyi gideceğine inandım. O an oldukça korkutucuydu ama geriye baktığımda aldığım en iyi kararlardan biriydi. Okulu bıraktığım dakika, ilgimi çekmeyen zorunlu dersleri almayı bırakmıştım ve sadece bana ilginç gelenler için okula uğramaya başladım.

Herşey romantik değildi. Yurtta odam yoktu, o yüzden arkadaşların odalarında yerde uyuyordum, yemek almak için 5 cent lik depozite ugruna kola şişelerini topluyordum, her pazar gecesi Hare Krishna tapınağında haftada bir iyi yemek için 7 mil yol yürüyordum. Bunlara bayıldım. Merakımın ve sezgimin peşinde giderek karşılaştığım şeylerin çoğunun sonrasında paha biçilmez şeyler olduğu ortaya çıktı. Size bir örnek vereyim:

O zamanlar Reed College’da belki de ülkenin en iyi kaligrafi dersi veriliyordu. Kampüsün heryerinde, her poster, çekmecelerdeki her etiket elle güzelce kaligrife edilmiş şekildeydi. Okulu bıraktığım için ve bu yüzden normal dersleri almak zorunda olmadığım için, nasıl yapıldığını öğrenmek amacıyla kaligrafi dersi almaya karar verdim. “Serif” ve “San Serif” yazıtiplerini, farklı harf kombinasyonlarında aradaki boşluk miktarını ayarlamayı, harika bir tipografiyi harika yapan şeyler hakkında öğrendim. Bilimin yakalayamayacağı şekilde güzeldi, tarihiydi ve sanatsal olarak inceydi, ve ben bunu büyüleyici buldum.

Hayatımda bununla ilgili bir uygulama alanı bulacağıma ilişkin hiçbir umudum yoktu. Fakat on yıl sonra, ilk Macintosh bilgisayarı tasarlıyorken, hepsi bana geri geldi. Hepsini Mac’te tasarladık. Güzel tipografi içeren ilk bilgisayardı. Üniversitede o tek derse hiç gitmeseydim, Mac birden çok yazı boyutuna veya orantılı boşlukları olan yazıtiplerine asla sahip olmayacaktı. Ve Windows Mac’i kopyaladığı için, hiçbir kişisel bilgisayarda da olmaması olasıydı. Okulu bırakmasaydım, asla bu kaligrafi dersini almayacaktım ve kişisel bilgisayarlar bugün sahip oldukları harika tipografiye sahip olmayacaktı. Tabii ki, üniversitede iken ileriye bakarak noktaları bağlamak imkansızdı. Fakat on yıl sonra geriye baktığımda çok çok netti.

Tekrar söylüyorum, ileriye bakarak noktaları bağlayamazsınız; sadece geriye bakarak onları bağlayabilirsiniz. Bu yüzden gelecekte bir şekilde noktaların bağlanacağına güvenmek zorundasınız. Birşeye güvenmek zorundasınız — içgüdünüze, kaderinize, hayatınıza, karmaya, her ne ise ona. Bu yaklaşım beni hiç hayalkırıklığına uğratmadı, ve hayatımdaki bütün farkı yaratan şeydi.

İkinci hikayem aşk ve kaybetme ile alakalı.

Ben şanslıydım — hayatta yapmayı sevdiğim şeyi erken buldum. Woz ve ben Apple’ı ben 20 yaşındayken ailemin garajında başlattık. Çok çalıştık ve 10 yıl içinde Apple bir garajdaki iki kişiden 4000’den fazla çalışanı olan 2 milyar dolarlık bir şirkete dönüştü. En hoş ürünümüzü — the Macintosh — ‘u bir yıl önce sürmüştük ve ben 30 yaşıma girmiştim. Ve sonra kovuldum. Kurduğunuz şirketten nasıl kovulabilirsiniz ki? Şöyle ki, Apple büyürken benimle birlikte şirketi yönetmek için çok yetenekli olduğunu düşündüğüm birini işe aldık ve ilk yıl işler iyi gitti. Fakat sonra geleceğe dair vizyonlarımız farklılaşmaya başladı ve sonunda bir ayrışmaya geldik. Bu noktada yönetim kurulu onun yanında yer aldı. Böylece 30 yaşımda ben dışarıda kaldım. Hem de bütün insanların bunu bileceği şekilde. Bütün gençlik dönemimin odağı olan şey gitmişti ve bu benim için çok yıkıcıydı.

Birkaç ay boyunca ne yapacağımı gerçekten bilmiyordum. Daha önceki girişimciler kuşağını hayalkırıklığına uğrattığımı hissettim – bana geçen asayı düşürmüştüm. David Packard ve Bob Noyce ile buluştum ve bu kadar kötü çuvalladığım için özür dilemeye çalıştım. Herkes için başarısızlıktım ve vadiden gitmeyi bile düşündüm. Fakat bir şey yavaşça benim üzerimde aydınlanmaya başladı — Hala yaptığım şeyi seviyordum. Apple’da olanlar bunu birazcık bile değiştirmemişti. Atılmıştım ama hala çok seviyordum. Ve böylece herşeye yeniden başlamaya karar verdim.

O zamanlar görememiştim ama sonra Apple’dan kovulmamın başıma gelebilecek en iyi şey olduğu ortaya çıktı. Başarılı olmanın ağırlığı yeniden başlamanın hafifliğine bıraktı, herşeyden daha az emin olduğun. Hayatımın en yaratıcı dönemlerinden birine girmek için beni özgürleştirdi.

Sonraki beş yıl süresince, NeXT isimli bir şirket kurdum, Pixar isimli bir şirket daha ve benim eşim olacak muhteşem bir kadına aşık oldum. Pixar dünyanın ilk bilgisayar animasyon filmi “Oyuncak Hikayesi” ni yarattı ve şimdi dünyadaki en başarılı animasyon stüdyosu. Çarpıcı olaylar zincirinde, Apple NeXT’i satın aldı, ben Apple’a geri döndüm ve NeXT’te geliştirdiğimiz teknoloji Apple’ın şu anki devriminin kalbinde yer almaktadır. Ve Laurene ile birlikte harika bir ailemiz var.

Apple’dan kovulmasaydım bunların hiçbirinin olmayacağına oldukça eminim. Tadı berbat olan bir ilaçtı ama sanırım hastanın ona ihtiyacı vardı. Bazen hayat kafanıza bir tuğla ile vurur. İnancınızı kaybetmeyin. Beni devam ettiren şeyin yaptığımı çok sevmem olduğuna ikna oldum. Ne sevdiğinizi bulmak zorundasınız. Bu sevgilileriniz için olduğu kadar işiniz için de geçerlidir. İşiniz hayatınızın büyük bir kısmını dolduracak, ve gerçekten memnun olmanın tek yolu harika iş olduğuna inandığınız şeyi yapmak. Harika iş yapmanın tek yolu da sevdiğiniz şeyi yapmaktır. Henüz bulamadıysanız, aramaya devam edin. Durulmayın. Kalbinizle ilgili tüm meselelerde olduğu gibi, onu bulduğunuzda anlayacaksınız. Ve tıpkı harika ilişkilerde olduğu gibi, yıllar geçtikçe daha da iyiye gider. Bu yüzden onu bulana kadar aramaya devam edin. Durulmayın.

Üçüncü hikayem ölüm ile ilgili.

17 yaşındayken, şu şekilde bir özlü söz okumuştum : “her gününüzü son gününüzmüş gibi yaşarsanız, bir gün kesinlikle haklı çıkacaksınız.” Benim üzerimde etkili oldu ve o zamandan beri, son 33 yıldır, her sabah aynaya bakıp kendime ” bugün hayatımın son günü olsaydı, bugün yapmak üzere olduğum şeyi yapar mıydım?” diye sordum. Ve cevap üst üste birçok gün “hayır” olduğunda, bir şeyi değiştirmem gerektiğini anlıyorum.

Yakında öleceğimi hatırlamak hayatta büyük seçimler yapmama yardımcı olan karşılaştığım en önemli araçtır. Çünkü herşey — bütün dış beklentiler, tüm o gurur, mahcup ve başarısız olma korkusu – bu şeyler ölümün yüzünde söner, geriye gerçekten önemli olanı bırakarak. Öleceğinizi hatırlamak kaybedecek bir şeyiniz olduğunu düşünme tuzağına düşmemek için bildiğim en iyi yöntemdir. Zaten çıplaksınız. Kalbinizi takip etmemek için bir neden yok.

Yaklaşık bir yıl önce kanser teşhisi konuldum. Sabah 7:30 ‘da bir tarama yaptırdım ve pankreasımda net olarak bir tümör gösterdi. Pankreasın ne olduğunu bile bilmiyordum. Doktorlar bunun nerdeyse kesin olarak tedavisi olmayan bir kanser türü olduğunu ve üç ila altı aydan daha fazla yaşamamı beklemediklerini söylediler. Doktorum eve gidip ilişkilerimi düzeltmemi tavsiye etti, onun ölmeye hazırlanmam için şifresiydi bu. Çocuklara gelecek 10 sene içinde anlatacağını düşündüğün herşeyi sadece birkaç ayda anlatmak anlamına geliyordu. Ailen için mümkün olan en kolay şekilde gerçekleşmesi için herşeyi ayarladığından emin olmak anlamına geliyordu. Vedalarını yapmak anlamına geliyordu.

Bütün gün bu teşhisle yaşadım. Sonra o akşam biyopsi geçirdim, boğazımdan ve midemden ve bağırsaktan endoskop geçirerek, pankreasıma iğne batırdılar ve tümörden birkaç hücre aldılar. Ben sakindim ama orada bulunan karım doktorların mikroskop altında hücreleri gördüklerinde ağlamaya başladıklarını söyledi çünkü ameliyatla düzeltilebilecek çok nadir bir pankreas kanseri formu olduğu ortaya çıktı. Ameliyat oldum ve şimdi iyiyim.I lived with that diagnosis all day.

Ölümle yüzleşmeye en çok yaklaştığım zamandı ve umarım birkaç on yıl daha bu kadar yaklaşmam. Bunu yaşadıktan sonra, şunu biraz daha kesinlikle söyleyebilirim ki This was the closest I’ve been to facing death, and I hope it’s the closest I get for a few more decades. Having lived through it, I can now say this to you with a bit more certainty than when death was a useful but purely intellectual concept:

Kimse ölmek istemez. Cennete gitmek isteyen insanlar bile oraya gitmek için ölmek istemez. Ölüm hepimizin paylaştığı varış noktasıdır. Kimse ondan kaçamadı. Öyle de olması gerekir, çünkü Ölüm , büyük ihtimalle Hayatın en büyük icadıdır. Hayatın değişim vasıtasıdır. Yeniye yol açmak için eskiyi temizler. Şu an Yeni sizsiniz, ama şimdiden çok uzak olmayan bir günde Eski olacaksınız ve temizleneceksiniz. Çok dramatik olduysa özür dilerim ama oldukça gerçekçi.

Zamanınız kısıtlı , bu yüzden onu başkasının hayatını yaşayarak harcamayın. Dogmalarla kıstırılmayın, yani başka insanların düşüncelerinin sonuçlarıyla yaşamayın. Başkalarının düşüncelerinin kendi iç sesinizi bastırmasına izin vermeyin. Ve en önemlisi, kalbinizi ve sezginizi takip edecek cesarete sahip olun. Gerçekte ne olmak istediğinizi onlar bir şekilde zaten biliyorlar. Diğer herşey sonra geliyor.

When I was young, there was an amazing publication called The Whole Earth Catalog, which was one of the bibles of my generation. It was created by a fellow named Stewart Brand not far from here in Menlo Park, and he brought it to life with his poetic touch. This was in the late 1960’s, before personal computers and desktop publishing, so it was all made with typewriters, scissors, and polaroid cameras. It was sort of like Google in paperback form, 35 years before Google came along: it was idealistic, and overflowing with neat tools and great notions.

Stewart and his team put out several issues of The Whole Earth Catalog, and then when it had run its course, they put out a final issue. It was the mid-1970s, and I was your age. On the back cover of their final issue was a photograph of an early morning country road, the kind you might find yourself hitchhiking on if you were so adventurous. Beneath it were the words: “Stay Hungry. Stay Foolish.” It was their farewell message as they signed off. Stay Hungry. Stay Foolish. And I have always wished that for myself. And now, as you graduate to begin anew, I wish that for you.

Stay Hungry. Stay Foolish.

Thank you all very much.

Python Üzerine

Python programlama dili, Linux işletim sistemi sayesinde tanıştığım bir dil. Öğrendikçe kendini sevdiren bu dilin yetenekleri ve getirdikleri muhteşem. Herşeyden önce okunması ve yazılması çok kolay bir sözdizimine sahip. Çok kısa sürede öğrenme sürecini atlatıp ortaya çalışan kod parçaları çıkarabiliyorsunuz. Kütüphane bakımından çok zengin olan bu dil ile her programlama alanında ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Dahası Java sanal makinasında çalışan Jython versiyonuyla Java kütüphanelerini de kullanabilir ve bu sayede çok daha hızlı kod yazabilirsiniz. Matlab gibi bir mühendislik aracının yapabildiği hesaplamaları, çizimleri Python’ın SciPy ve NumPy kütüphaneleri sayesinde ücretsiz olarak yapabilirsiniz. Karmaşık ve ticari bir uygulamayı Java gibi bir dille geliştirmek isteseniz bile, projenizi önce Python ortamında hızlıca geliştirip sonucu çok daha kısa sürede görebilirsiniz. Gerekli iyileştirmeleri ve düzeltmeleri gözlemledikten sonra projenizi bu sefer daha üstün özellikleri olan Java veya C++ gibi dillere taşıyabilirsiniz. Python ‘un çok iyi düzenlenmiş bir belgelendirmesi vardır ve İnternet ortamında da sayısız kaynağa ulaşabilirsiniz.

Bilişim sektörü dünyamızı şekillendiriyor. Teknoloji artık daha çok yazılım dünyası ile yönetiliyor. Bizim de ülke olarak yazılım konusunda ilerlememiz açısından iyi yazılımcılara ihtiyacımız var. Python gibi bir dilin yaygınlaşması ile çok küçük yaşlardaki insanlar bile programcılığı severek yapabilir. Programcılığa başlamak için çok ideal bir dil. Ayrıca bu dilin geliştiricisi şu an Google çalışanı olarak kariyerine devam etmektedir. Google ‘ın arkasında durduğu ve aktif olarak kullandığı bir dildir. Amerika ve Avrupa’da yeterince tanınan Python henüz ülkemizde yeterli tanınırlığa erişemedi. Ancak zamanla Python dili ile ilgili iş ilanlarının arttığını gözlemliyoruz. Ben de bu dilin bir hayranı ve aktif kullanıcısı olarak bu bloğumdaki ilk gönderide Python ‘dan bahsetmek istedim. Ara sıra bu dil ile ilgili gönderilerde bulunarak farkındalığın artmasına yardımcı olmaya çalışacağım.

Etiketler